Benim hikâyemin doğuşu, çok farklı yolculukların, hayallerin, düşlerin buluşmasıdır; arayışların, özlemlerin, yeşilin, mavinin, doğanın, taş ve ahşabın, tarihe ve kültüre saygının…

TAŞ AVLUYUM BEN…


Benim hikâyemin doğuşu, çok farklı yolculukların, hayallerin, düşlerin buluşmasıdır; arayışların, özlemlerin, yeşilin, mavinin, doğanın, taş ve ahşabın, tarihe ve kültüre saygının…

Bu, eşsiz coğrafyanın ürünüyüm…
Özüm taştır ama canlıyım;
gökyüzüyle, arkamda eşsiz otlarla beslenen kara keçilerin dağlarıyla,
Önümde Ege’nin, en güzel deniziyle,
Mimas’ın muhteşem esintisiyle,
Nergisin, sümbülün anayurdu toprakların kucağındayım…
Birçoklarının adını bile duymadığı otlarla, bitkilerle nefes alıp veriyorum…
Bir zamanlar hemen önümden yüklenen gemilerle Fransa’ya götüdülen üzümlerin vardı; şarabı benzersiz. Şimdi, yeni yeni bağlarla gülümsüyorum.
Ya çevremde, beni de gölgelendiren, kucaklayan binlerce kutsal ağaç !
Onları anlatsam, yaşam iksiri zeytinlerimi, yağını…
Hele bir cinsi var ki, dünyada bu toprakların dışında başka bir yerde yaşamıyor; tanıştırayım, adı hurma…
Taşı toprağı, havası suyu, denizin tuzu, kuşları, böcekleri farklı bir mantar üretiyor, siz de dalından koparıp yiyorsunuz yüzü buruşuk, ama tadı enfes hurmayı; ne bir acılık, ne burukluk, işleme gerek yok, tamamen doğal…

Gelelim doğumuma…


Dedim ya, farklı düşlerin, hayallerin, yolculukların çocuğuyum ben. Gerçek bir yolcu, Mavi Sürgün’ün, bu coğrafyada 20 yılı aşkın arayışından sonra tepeden önce denize, sonra ardımdaki dağa bakmasıyla başlamış hikâyem.

Onca arayışın ardından ev için “Burası demiş, tam burası” Yolcu… Hem arkamda, yanı başımda, ağabeyim doğmuş. Yıkılmış, yerle bir olmuş büyük bir evin kalıntılarından Mavi Sürgün ’ün hayallerine göre, Nergiz’in çocukluktan “ küçük avlulu bir evde yaşamak isterim” dileğiyle, Asıl mimarı Nusret’in öncülüğünde Anadolu’nun taş ve ağaç ustalarının elinde yükselmiş...

Yaşanmışlıklara saygı göstermiş, Saip’e , insanlara ve doğaya… Ne de olsa göz ardı edilmeyecek deneyimleri var; Konak Alanı’ndaki Yalı , Selçuk’ta İsabey cemilerin, Manisa’da Rum Mehmet Paşa Bedesteni’ni, Gördes’te Pazaryeri Hanı’nı onarmış, ayağa kaldırmış, yeniden yaşama döndürmüş. Bununla da kalmamış Söktaş AŞ’nin sponsorluğunda Didim’deki İlyas Bey Külliyesi onarımıyla, Avrupa Birliği 2011 En Başarılı Restorasyon Ödülü’nü kazananlar arasına ismini yazdırmış... Onca başarı, yılların birikimiyle yapımıma başlanmış... Enkalarımdan çıkan parçalarım, Mavi Sürgün ‘ün, Ege kıyalarından umut ve düşlerle getirdiği, kim bilir hangi anılarla, kimlerle topladığı parçalarla bütünleşmiş.

Taş ustası Maho Dayı’nın ellerinde tek tek dizilmişim. Merih Ak’ın başlangıçtan beri ilgisi ve dayanışmasını, eşi Eylem’in sıcak yaklaşımlarını, Tevfik ustamın emeklerini, Mavi Sürgün’ün parçalarımı yan yan getirirken gösterdiği duyarlılığı da anımsatmak isterim...

MERHABA


Nihayet iki yıllık emeğin, çabanın sonrasında 24 Nisan’da dünyaya, insanlara merhaba dedim.

Yüzü aşkın misafir dikkatle inceledi beni; kimileri yüzüme dokundu, okşadı, kimilerinin hayran bakışlarına tanık oldum.
Bütünleştiğim çiçeklerimle, küçük havuzumla, görkemli bir manzaranın ortasında o kadar güzel sözler duydum ki...
Açılış kurdelemi kesen İzmir Büyükşehir Belediye Başkan'ı Aziz Kocaoğlu örnek bir eser diye söz etti benden. Doğaya, çevreye, yerel kültüre, köye ve insana verdiği değerden ötürü Berna ve Nusret’i, emek verenleri kutlarken gururlandım.
Karaburun Belediye Başkan'ı Ahmet Çakır, Çeşme Belediye Başkan'ı Muhittin Dalgıç, milletvekilleri Musa Çam ve Erdal Karademir, CHP İzmir İl Başkan'ı Alaattin Yüksel, Muhtarımız Turhan Karaoğlu, Karaburunlu ve Saipli dostlar birbirleriyle konuşurken duydum, çok sevmiş, beğenmişler beni. Laf aramızda bu coğrafyada benzerim yokmuş...
Tülin ve Süleyman Kaynak’la Taner Çamsarı’nın sohbetine tanıklık ettim bir ara; “keşke benzerlerim çoğalsaymış, o zaman bu ülke daha güzel olurmuş” diyorlardı…
Büyük bir özen, incelikle hazırlanmış yedi ferah odamla, badem ağacının gölgelediği, yüzyılı aşkın ocağın süslediği sevimli avlumla, ön bahçe ve terasımda Ege’nin en mavi ve en temiz denizini kucaklıyorum. Sağ yanımda Börklüce Mustafa’nın yaşadığı dağlar, sol yanımda karşı komşunun ışıkları, karşımda Foça…
Ardımda, hele dolunayda doruklarını olağanüstü ışıltılarla yansıtan benzersiz Saip Kayası’nın gölgesinde, küçük bir konukeviyim ben. Olağanüstü manzaramla, yöresel lezzetlerimle, güler yüzlü ev sahiplerimle, huzurlu bir dinlence istiyorsanız eğer…
Beklerim….

TAŞ AVLU...

KONAKLAMA

Karaburun'da Gezilecek Yerler

home_kebab_list1

Karaburun İskelesi

Karaburun’un tam merkezi diyebiliriz Karaburun İskelesi için. Karaburun Büyük Ada’nın muhteşem manzarasını gözler önüne seren Karaburun İskelesi, küçük balıkçı tekneleriyle öyle bir süsleniyor ki, seyrine doyum olmaz bir görsel şölen oluşuyor iskelede.

home_kebab_list2

Karaburunun Koyları

Karaburun’da yerleşim olan koylar; Bodrum Koyu, Kuyucak, İncirli Koy, Badembükü Koyu. Karaburun’un doğal koyları; Kumbükü Koyu, Dikencik Koyu, Kocadere Koyu. Karaburun Yarımadası’nın birbirinden güzel bu koylarında denizin tanıdı çıkarabilir, koyların etrafında trekking yapabilir, doğayla başbaşa kalabilirsiniz.


home_kebab_list3

Sazak Köyü

İzmir’in Karaburun ilçesinde bulunan Sazak Köyü, eşsiz manzarasıyla büyüleyici bir atmosfere sahip. Oldukça büyük bir köy Sazak. Karaburun’un o aşırı rüzgarları buraya da vuruyor. Zaten köyde rüzgarın sesinden başka bir ses duymak da bir mucize olurdu.

home_kebab_list4

Ayşe Kadın Cami

İzmir’in Karaburun ilçesinin en güzel köylerinden biri olan Mordoğan’da yer alıyor Ayşe Kadın Cami. Erken Osmanlı dönemi eserlerinden biri olan Ayşe Kadın Cami, kesme taş örgü duvarlardan ve merkezi tek kubbeden oluşuyor. Kare bir kürsü üzerine oturan minaresi, iki kademeli bir kaide üzerinde yükseliyor.