BİR BAŞKA TURİZM

ENDEMİK TÜRLER
28 Nisan 2016
BALIKLARIMIZ TÜKENMESİN
28 Nisan 2016
Tümünü göster

Kitle turizmi yerine alternatif turizme, eko turizme uygun bir coğrafya.
Betondan, gürültüden, şehirlerden, stresten kaçanların, tatilde dinlenme ve yenilenme arayanların sahip çıkması gereken bir yer burası”
Tanımak, yaşamak, yenilenmek, var olmak için, aynı zamanda saygı duymak, korumak, yarınlara taşımak için.
Yarımadayı Birlikte Yaşatalım”
“Dünyaya Armağan Edelim”.
SEVMEK, KORUMA SORUMLULUĞUNU DA BERABERİNDE GETİRİYOR.
Her virajını dönerken bir başka kokusunu içine çektiğimiz bu Yarımada, biliyoruz ki çok özel. Biliyoruz ve burada yaşayabildiğimiz için kendimizi şanslı sayıyoruz. Bir başka kentten gelen sevdiklerimizle kim bilir kaçıncı kez yeniden gidiyoruz İncirli Koy’a, Bodrum Koy’una, Ayıbalığı’na, Küçükbahçe’ye. İçten içe gurur bile duyuyoruz böyle bir yerde yaşamaktan, bu değerlerin korunmasında kendi katkımızın ne olduğunu hiç sorgulamadan.

Bir sorumluluğumuz var oysa sevdiğimiz, değer verdiğimiz tüm diğer varlıklara karşı olduğu gibi. Bir kararla, Yarımada’nın güzelim zeytinliklerini, Gümüldür, Özdere, Güzelçamlı vb. pek çok kıyı yerleşimlerimizdeki gibi “hayalet, terkedilmiş, kendi kendine eskiyen, yılın bir iki ayı içinde yaşanan yazlık konut siteleri”ne dönüştürebiliriz. Gerekli özeni ve sahiplenmeyi göstermediğimizde, nergisin, narenciyenin, enginarın yetiştiği çok sınırlı tarım alanlarını, “Karareis Çiftliği’nin” bu günkü haline dönüştürebiliriz.

Kendine özgü mimarisiyle, doğasına ve birbirine yakışan evleriyle huzur ve dinginlik içindeki köylerimizde insanların soluklandığı, bu güzelliği seyrettiği özel bakı noktalarının önüne, betonarme binaları, bu görüntüye set çeker biçimde inşa edilebildiğini yine görebiliriz ve şaşırabiliriz. Bu yapı buraya nasıl yapıldı diye sorarız sonradan birbirimize, o yapıların nasıl yapılması gerektiği kararları verilirken, yeterince dikkatli olmazsak.

Karar verme yetkisi olan kişi ve kurumlara tüm sorumluluğu yüklemek anlamına gelmemeli yukarıdaki satırlar. Bu Yarımada’da yaşayan herkes, “ben bu coğrafyayı tüm değerleriyle korumak istiyorum” cümlesini tüm kalbiyle söyleyemezse, birkaç yıl sonra kalbindeki Karaburun sevgisini de yerinde bulamayacaktır. Kendi zeytinliğinin “imara açılması ve parsellenmesi”nin pek bir zarar vermeyeceğini düşünmek ama kalan diğer zeytinliklerin mutlaka korunması gerektiğini söylemek ise, en yalın ifadeyle ikiyüzlü bir tutum olacaktır.

Tüm arazi, arsa, yapı sahiplerinin ve Yarımada yaşayanlarının; karar vericilere doğaya ve dokuya aykırı yapılaşma talebi ile gitmek ve siyasi baskı oluşturmak yerine; tam tersine bu değerlerin korunması yönünde baskı oluşturması ve karar verme süreçlerinde etkin ve destek olmaları durumunda ancak bu değerleri korumak mümkün.

Yürürlükteki yasalar, tüm yetersizliklerine karşın, tarım alanlarının, zeytinlik alanların korunmasını zorunlu kılıyor. Kent planlama öğrencilerine birinci sınıftan itibaren bu değerlerin korunmasının “evrensel planlama ilkeleri” olduğu öğretiliyor. Ama yöre yaşayanları bu değerlere sahip çıkmıyor ve karar vericilere bu süreçte yol göstermiyor ve Yarımada’nın korunması sürecinde destek olmuyorsa, on yıl sonra artık zeytinlerimizden, enginarımızdan, nergisimizden söz etmek de mümkün olmayacak.

Ama tersini başarırsak, tıpkı Safranbolu’nun hala Safranbolu olarak, Şirince’nin, Beypazarı’nın hala Şirince ve Beypazarı olarak kalmayı başardığı gibi, Karaburun’uda Karaburun olarak çocuklarımıza geri verebilirsek, işte o zaman gerçekten gurur duyabiliriz.

“ İnsanların yaptıkları kanunlarla, tabiatın kanunları birbiriyle ne kadar uyumlu olursa, yaşam da o kadar zevkli olur”
ÖZEN VE KURAL GEREKİYOR
* Tarihi Çeşmelerimizin üzerine, kıyılarımızdaki taşlara, kayalara, mağaralara yazı yazmayalım, resim yapmayalım. Mağaraların içinde ateş yakmayalım..
* Karaburun Yarımadasında doğal dokuyla uyumlu yapılaşmaya özen gösterelim.
* Anıt Ağaçlara, Zeytinlik ve Tarım alanlarına zarar vermeyelim.
* Avlanırken, dalarken ve her türlü etkinliğimizde doğaya duyarlı davranalım. Kıyılarda, koylarda, adalarda çöp bırakmayalım.
* Denizlerde tekne ile ya da kıyıdan yapılan olta avcılığında içtiğimiz ürüne ait cam, metal, plastik şişeleri denize atmayalım. Deniz altında parlama ve yansıma yapan bu atıklar, hem balıkların denizdeki seyrini değiştirmekte, hem de eğer o bölgede yuvalanmış canlı varsa bölgeyi terk etmesine neden olmaktadır.
* Denizlerimizdeki balık neslinin korunması için küçük boyutta (yavru) balık avlamayalım. Olgunluk çağına gelen bir balığın, yumurtlayınca milyonlarca balık demek olduğunu unutmayalım. Büyüyemeden ve üremeden yakalanan balıkların, kalamar ve ahtapotların avlanması hem balıkçının hem de ekosistemin zararınadır.
* Zıpkınla balık avlayanların Tarım ve Köy İşleri Bakanlığının denizlerdeki su ürünleri avcılığını düzenleyen sirkülerini bilmeleri gerekmektedir. Sirkülerde, avlanması yasak olan türler ile hangi su ürününün ne zaman avlanmasının yasak olduğu belirtilmektedir.
* Zıpkınla avlanmış su ürünlerinin ticareti yapılamaz. Alımı ve satımı yasaktır.
* Yasadışı kara ve deniz avcılığı yapanları ilgili birimlere bildirelim.
* Ada ve kayalıklarda deniz kuşlarının yumurtladıkları ya da kuluçkada oldukları alanlarda dikkatli olalım. Bu alanlara girmeyelim. Dürbün ile uzaktan gözlem yapalım. Stres alan kuşların yuvalarını terk edeceğini, yumurta ve yavruların korumasız kalacağını unutmayalım.
* Kaçak ağaç kesimi yapanları, anız yakanları, ormanlık bölgede ateş yakanları bildirelim.
* Kıyılardan, dere yataklarından kum ve çakıl alınması yasaktır. Çöp ve molozların dere yataklarına, yol kenarlarına atılmasını önleyelim.
Doğa, insan ve gelecek için soruna değil, çözüme ortak olalım.